NOT: Videoları geniş ekran izlemek için yazılar altında belirtilen bağlantıları kullanın.
    To view the videos in large view, use the links stated below the texts.


Bu site halen yapım aşamasındadır. / This site is still under construction.

Ali Poyrazoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ali Poyrazoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2007 Pazar

GERÇEK SENKRONLAR: Hipnotik Sanat Senkronu

>>Click here for the ENGLISH translation.<<

Esasında "Gerçek Senkronlar" serisi benim ve belkide birkaçımızın evde yalnızken yaptığı minik oyunlara benziyor. Bu oyun televizyonun sesini kapatıp üzerine seslendirme yapmak gibi, annem anlatırdı, babam ile çok yaparlarmış bunu. Eğer denemediyseniz kesinlikle bir tatmalısınız.
Ben de bazen, televizyon izlerken reklam aralarını ya da sıkıcı kısımları doldurmak için sesi kısıp müzik dinliyorum fakat kimi zaman ekrana gözüm kaydığında farkediyorumki ortamda müthiş, hatta ilahi bir senkron gerçekleşiyor ve ben de zaman zaman bu senkronları, hiç bozmadan, olduğu gibi kaydediyorum. TV normal şekilde devam ederken ben arkaya o an tercih ettiğim müzikleri, hatta daha ileri çalışmalarımda ise tamamı ile rastgele müzikleri koyuyorum ve çoğu zaman neticeye hayran kalıyorum. Size nasıl açıklayabilirim emin değilim fakat senkron bir kere oturdumu kaydımın sonuna kadar devam ediyor. Bu bir mimik, bir hareket hatta bazen dudak hareketi bile olabiliyor.
Aslında üzerine düşündüğümüz vakit algıda seçicilikten de bahsedebiliriz, yani görmek ve hissetmek istediğiniz şeyleri algılamak. Söz konusu bu bile olsa, algınız gene o çerçeve ve benim belgelediklerimle sınırlı. İnanın sonucunda çok tatmin edici bir iş çıkıyor ortaya -ki bunu, sanatı sanat yapan, eşi benzeri olmama durumuna da örnek gösterebiliriz, takdiri sizin...
Aşağıdaki video bu serimin örneklerinden. Bu deneyselde bir sahne konuşmasının arkasına, o an seçtiğim bir müziği koyuyorum ve sanki sayın Poyrazoğlu benim bilgisayarımdan çıkan melodileri duyarcasına ve parçayı daha öncesinden biliyormuş gibi bir tempoda ve histe başlıyor anlatmaya... O gün bu durum gerçekleşirken sanatın görünmeyen bir altın oranı olduğuna iyice inanmaya başladım.
Kant'ın bahsettiği sublime (yücelik) ve kendiliğinden güzel gelme olgularına katılıyorum fakat bence "sanat, sanat" dedğimiz şeyin elle tutulamayan, ölçülemeyen, gözle görülemeyen ancak ve ancak hissedilebilen bir temposu da olduğunu düşünüyorum. Bu durum daha sanattan konuşurken dahi bile hissettirebiliyor kendini, tıpkı Ali Poyrazoğlu örneğinde de olduğu gibi. Öyle bir tempoki bu; hani hepimizin beğenidiği, hakkında mutlaka iyi konuştuğu ve isteyerek reklamını yaptığımız yazılarda da, müzikte de, hatta sinemada da (oyunculuk ve kurgu) kendini belli eden bir tempo. Kimimiz ilgili olduğu sektöre göre buna, "Mürekkep Yalamışlık", "Ritm Duygusu", "Pazarlama Stratejisi" veya "İşini bilmek" ve saire diyebilir, ben kısaca tempo olarak adlandırmak istiyorum. İşte bu tempoyu başarı ile tutturma şansını yakalayanlar, hatta artık bu tempoyu içgüdüsel hale getirebilen insanlara da sanatçı (ya da iş adamı J ) diyoruz.
Her ne kadar katılamasam da İKSV'nin toplantısını televizyondan izleme fırsatı buldum. Bu videonun genelinde Ali Poyrazoğlu sanatı, sanattan zevk almayı ve sanata destek olanları kutluyor. Kendisi de altın oranı yakalamış biri olarak yüzlerce izleyiciyi koca salonda bir kaç dakikalığına, neredeyse hipnotik bir biçimde, rüyalar alemine götürüp konuşurken bir başka altın oran olduğuna inandığım bir parçayı ("Death of Salvador Dali" filminden), ciddi anlamda içime sinen bir saniyede açıyorum ve sonuçları aşağıda...
Lütfen 05:48'de "BRAVO!" diye haykırdığımı düşünün! Not: Bu görüntünün zevki topluca izleyince çıkıyor.
Video Bağlantıları:


English text and the subtitle is coming soon...

25 Eylül 2004 Cumartesi

Televizyon Makinesi!

English text is below the movies.

Okan Bayülgen zeki, kültürlü ve kimilerine göre de biraz haylaz bir insan. Kimse onun beyninin içinde neler olup bittiğini elbetteki bilemez fakat göründüğü kadarı ile gençlerimizin duyarsızlığına duyarlı, onları bir nebze de olsa eğitmeye daha doğrusu bilgilendirmeye çalışan, her programında adeta elma ve armutları bir masada toplayıp; "Çocuklar bunu yerseniz cırcır, bunu yerseniz de kabız olursunuz!" dercesine, konuşmadan hissettiriyor düşüncelerini. Her programında ise en az bir iki kaliteli sanatçıyı barındırmayı eksik etmeyen, herkese gereken saygıyı gösteren ama illede rezil olmak isteyenleri de kendi haline bırakan bir şov adamı o.

Fiziğini ve Galatasaray'dan mezun oluşunu ve Fransızca'sını kullanışını vefat eden babama benzetiyorum. Zaten üstlendiği soyut görev ve Devrim beyin katkısı ile beraber, her program da bir baba oğul sohbeti hissi yaratıyor bende. Bu yüzden her programını elimden geldiğince arşivlemeye çalışıyorum. Ona ve ekibine olan saygım, seneler boyu programının en geç saatlerinde -ki şovun tek zevk alarak izlediğim kısmıdır, normal hayatta çok zor yakalama şansını elde ettiğimiz konuşmalar ve genel gidişatı doğrultusunda bu insanlara minnetimi bir şekilde sunma ihtiyacı duydum ve saygı duruşu niteliğinde bir film hazırlamaya karar verdim. Bu filmde (Bir saat, on bir dakika ve bir saniye) tıpkı bir program ilerleyişinde ve zaman zaman sürreal bölünmeler ile gerek Okan beyin değindiği konulardan seçtiklerime, gerekse tüm o hayatların benim hayatımla kesişen noktalarına, gene sürreal bir anlatımla yer verdim. Filmin bir iskeleti olsa da tam mânada bir konusu yok, sonuçta gene kolaj biçiminde seçmece karpuzlardan oluşuyor.

Bu filmi gerçek anlamda henüz kimse ile paylaşma fırsatım olmadı. Takdir edersinizki bunu gerçekleştirmek epey vakit alan bir süreç olacaktır. Belki kimseleri sıkmak, rahatsızlık vermek istemediğim, belki henüz aynı frekansı yakaladığımı düşündüğüm birilerini bulamadığım, belki de basitçe henüz hazır hissetmediğim için paylaşmıyorum. Fakat bir fikir vermesi açısından, fragman niteliğinde on dakikalık bir tanıtım filmi, iki dakikalık bir fragman ve film içinden kısa bir eser yaptım.

Videolar üzerine de uzun uzun yazmak isterim "Neyi niçin yaptım?!" ancak sanırım bu ön bilgi ve çalışmaların kendileri yeterli olacaktır... Umarım.

NOT: Altyazıları "CC" butonuna basarak açıp kapayabilirsiniz.

Video Bağlantıları:
Google Video: YouTube:
011101 Teaser (Fragman) 011101 Teaser (Fragman)
Neden TV Makinesi? Neden TV Makinesi?
Dali Deli Kulakları Küpeli  

Further explainations can be found in each video's own page, you can turn on and off the subtittles by clicking the "CC" button. If you can't read them, I suggest visiting the work's own page by clicking the tittles.


Crazy Dali, his ears are ringed (Roughly translated title)

The original title is a refence to a well known Turkish song "Deli, deli kulakları küpeli" from MFÖ. Deli means "Crazy / Mad / Insane" in Turkish, so i made the title "Dali Deli Kulakları Küpeli". If you wonder "Why MFÖ?", because Mazhar Alanson from the group (also in 011101 Teaser, playing guitar) reminds me of my father.

The guy on the stage is Engin Günaydın, a Turkish actor.

While holding and swinging the notebook, he says;
"It would take 3.5 - 4 hours or something, If i told these consecutively..."

*******Morph Breaks In*******

(First frame is Salvador Dali and the end frame is a different guy)

Some gibberish talking from Okan Bayülgen and Engin Günaydın in the background...Although it can be understood near the end of the morph, that they're talking about a production company which had done so many great works and Engin asks Okan if he's the proper guy for the job

*******Engin Breaks-In*******

Suddenly Engin Günaydın appears with anger and a little bit of insanity. Again on a stage but different than the first one.

He shouts to someone(?) gibberishly to "get lost" over and over in different variations.

*Crosfades to the begining scene*

Still swinging the notebook, he says; "Can you feel the velocity?"